ReKLaMLaRıMıZ

ReKLaMLaRıMıZ

4+4+4 ideolojik merkezli bir odağın işi Muhalifgazete'den Ce

4+4+4 ideolojik merkezli bir odağın işi
Muhalifgazete'den Ceren Terziahmetoğlu'nun Oral Çalışlar'la röportajı
4
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu
4+4+4 ideolojik merkezli bir odağın işi

Gerek 4+4+4, gerek yeni anayasa söylemleriyle, Erdoğan'ın ve bakanlarının şaşırtıcı demeçleriyle oldukça çalkantılı geçen döneme yönelik, Oral Çalışlar Muhalifgazete'nin gündeme ilişkin sorularını cevapladı.


CEREN TERZİAHMETOĞLU - MUHALİF GAZETE

Peki bu 4+4+4 sistemi komisyondan geçti. Ama öyle bir geçti ki, demokrasiden eser yoktu. AKP barikat kurdu, yumruklar havada uçuştu. MHP’li bir başkanvekili bunu “faşistlik” olarak adlandırdı. Böyle bir ortamda “Yeni Anayasa” konuşulabilecek mi? Konuşulsa ne kadar sağlıklı bir sonuç çıkar?

HÜKÜMETİN TAVRI SON DERECE YANLIŞ, OTORİTER VE ZARARLI

Şimdi bu 4+4+4 ile Anayasayı birbirinden ayırmak lazım. Neden ayırmak lazım, bugün 4+4+4 biraz da bir tepki. Yani 28 Şubat’ta eğitimin 8 yıla çıkartılması ve İmam Hatiplerin tasfiye edilmesi bunun bir parçası olarak. Belli ki bu, belli merkezlerden bir tepki kanunu olarak hazırlandı. Milli Eğitim Bakanı bile zaten doğru düzgün sahip çıkamıyor tasarıya. Belli ki daha ideolojik ağırlıklı bir merkezden getirildi bu. Her seferinde de hazırladıkları kanunu biraz biraz düzeltmek ihtiyacı hissettiler. Ama anayasa öyle değil. Ciddiyetli bir anayasa olsun diye meclis başkanı olsun, partiler arası ilişkiler olsun gayet uyumlu gidiyor. Burada bence son derece paldır küldür getirdiler 4+4+4’ü. Bir ön hazırlık ya da kamuoyu çalışması yapılmadı. Önümüzdeki yılların eğitim sistemini etkileyecek bir eğitim sistemi getiriyorlar ve bunu sabaha karşı getirip tak diye koydular. Hükümetin buradaki tavrı son derece yanlış, otoriter ve zararlı. Bu kadar önemli bir eğitim konusunu, nasıl üç gün içerisinde hiçbir tartışmaya açmadan kabul ettirirsin? Ben daha ne olduğunu bile anlamadım, işin doğrusunu söylemek gerekirse. Tartışmaları izliyorum, hakikaten bu getirdikleri kanun değişikliği tam ne anlama geliyor onu da kavramış değilim.

İmam Hatiplerin önünü açmak mı?


Bir tek o ise, hiç problem değil. O kadarına bir itirazım yok. Ama yalnızca o mu? Dört ders yılı mı tutuyorlar eğitimi, oradan sonra zorunlu eğitimi kaldırıyorlar mı? Kız çocuklarının eve kapanmasına mı yol açacak? Bir sürü buna benzer. Bu sistemde esas tehlikeli olabilecek şeyin eğitim gibi, yani bütün hayatımızı en kötü etkileyen Türkiye’de belki de bütün felaketlerin nedeni kötü eğitimdir. Düzene sokulması gereken çok önemli bir işi bu kadar paldır küldür yapmış olmaları. Sonuçta hakikaten var olan bir eğitimi değiştirmek istiyoruz dedikleri zaman, mevcut eğitim sisteminin savunulacak bir yanı yok. Faşist, ırkçı, tamamen otoriter, ilkel, milliyetçi bir eğitim sistemi var Türkiye’de. Tabii ki de bunu değiştirmek lazım. Ama bu birkaç tane ideolojik merkezin hazırladığı bir şey ile olabilecek iş değil. Daha köklü bir çalışma, tartışma ve hazırlığa ihtiyaç vardır. Benim itirazım ona. Esas tartışılacak şey; eğitimde milliyetçilik, eğitimde ırkçılık, eğitimde yabancı düşmanlığı, tarihte yalan. Biz okuyoruz, tarih baştan aşağı yalan. Tartışacaksak bunları tartışmak lazım. Bütün tarihimiz Atatürk’ün Büyük Nutku’na göre şekillenmiş. Adam onu 1927 yılını siyaseten, o günkü dünyaya bakış açısını anlattığı tarih bütün Cumhuriyet tarihinin esasında o kitap. Böyle bir şey olabilir mi? 1927’de söylenen şeyler, gelmiş 2012’ye hala oradan okuyup, dünyayı öyle anlamaya çalışan muazzam bir içe kapanmacı, otoriter bir zihniyet var eğitimde, tarihte. Bütün bunların tartışıldığı yeni bir eğitim süreci nasıl olmalıdır sorusuna gitmek gerekirken, böyle bir imkan da varken Ak Parti’nin buna zamanı da var, ama böyle yapmış olmaları inanılır gibi değil. Kabul edilebilir gibi değil.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 28 Şubat süreci ile ilgili bir açıklaması vardı “Bu konuda da dikkat edilmesi gereken şey rövanşist bir duruma düşmemektir. Rövanşizm her zaman kötüdür”. İktidarın rövanşist bir şekilde hareket ettiğini düşünüyor musunuz?

“MEDYA O GÜN ASKER MERKEZLİ BAKIYORDU, BUGÜN AK PARTİ MERKEZLİ BAKIYOR”

İktidar ne kadar hareket ediyor bilmiyorum ama iktidara yakın olduğunu düşündüğümüz bazı kalemler bu konuda ciddi bir rövanşist dil kullandılar. Rövanşist niyetli bir topluluk olduğu belli. Birebir iktidarı bu konuda suçlamak haksızlık olabilir. Başbakanda öyle rövanşist bir şey söylemedi. 4+4+4’ü rövanş olarak düşünürsek, söylediğini de kabul edebiliriz. Ama Abdullah Gül dikkat çektiğine göre, onun gibi düşünen çok sayıda insan var o kesimde. Yalnız başına öyle düşünen birisi değil. Demek ki rövanşizm tehlikesini hissetmiş cumhurbaşkanı ve buna dikkat çekiyor. Biz de gördük, bazı rövanşist şeyler vardı. Aydın Doğan tutuklansın, Ertuğrul Özkök içeri atılsın diyen birtakım yazarlar çıktılar. Bunlar tabii kabul edilebilir şeyler değil. Evet, 28 Şubat’ta medyanın yaptıklarının hesabının görülmesi gerekiyor. Ama bu bizim mesleki açıdan, etik açıdan gözden geçirilmesi gerekiyor. O dönemde kim, ne yaptı, mesleki açıdan hangi yanlışlıklar yapıldı? Kaldı ki o yanlışlıklar bugünde devam ediyor. Bugün de değişmiş bir şey yok. Yine kuvvete tapmak, kuvvet ile ilişki açısından medya maalesef çok kötü bir noktada, geçmişte de çok kötü bir noktadaydı. O gün asker merkezli bakıyordu dünyaya, bugün Ak Parti merkezli bakıyor. Bütün ilişkiler ona göre şekilleniyor. Bu açılardan baktığımız zaman, 28 Şubatçılar gelsin onları bir içeri atalım gibi şeylere kalkışmak doğru değil. Mesela şu var, insanların öldürülmesine yol açan veya Akın Birdal gibi son anda dönmesine yol açan kışkırtmaları yapanlar yargıda da hesap vermelidirler. O ayrı bir şey, buna hiçbir itirazım yok. Özkasnak meselesi var mesela. Sabah ve Hürriyet gazetesine bunu manşet yapanlar bunun hesabını versinler. 28 Şubat’ı her destekleyenden hesap sormaya kalkarsak o zaman memleketin önemli bir kısmını içeri atmak gerekiyor. Bizim medya etiği açısından kendi iç meslek hesaplaşmamızı yapmamız gerekiyor. Şuan hala medyanın tepesinde bulunan, son derece yüz kızartıcı işler yapmış adamlar var. Bunlardan hiçbir zaman mesleki olarak hesap sorulmadı. Medya patronları da bunları kapılarına bağlamayı tercih ettiler. Önce küfrettiler onlara başka medya gruplarındayken, bir baktık aynı adamlar küfrettikleri patronun kapısına bağlı. İlkesizlik bu Burada medya patronlarının da çok büyük günahı var. Bu durum hala değişmedi. 28 Şubat dahil bütün o dönemlerde meslek açısından son derece yüz kızartıcı işler yapmış, yüz kızartıcı adamlar hala medyanın etkili yerlerinde durmaya devam ediyorlar. Mesleki açıdan kimse hesap sormuyor. Yargısal açıdan hakikaten suç işlemiş Akın Birdal’ın vurulmasına sebep olanlar onun hesabını vermeliler. Son dakikada canlı kurtarıldı. Onu hedef gösteren gazete haberleri var.

Referandum öncesi demokrasi adına bazı şeylerin değişeceğine dair bir umut vardı. Hala daha bir umut var mı sizce?

Başka bir çaremiz mi var. Türkiye sonunda siyasi veriler ile değerlendirilen bir ülke. Ak Parti var. Cumhuriyet Halk Partisi var. Milliyetçi Hareket Partisi var, bir de Barış ve Demokrasi Partisi var. Siyasi aktörler bunlar. Bu siyasi aktörler içinde yinede şuana kadar hala daha değişim imkanı olan parti Ak Parti. MHP ve CHP, Ak Parti’den daha değişimci olsa öyle bir muhalefet yapsalar deriz ki buradan gelen muhalefet bize bir umut veriyor. Ama böyle bir durum yok. CHP’de değişiklik ne gibi sonuç verecek göreceğiz belki de. Ben istiyorum ki olumlu sonuç versin ve demokratik muhalefet başlasın ama çokta kuvvetli bir umudum yok. Ama olmasını istiyorum. BDP problemli. Onlarda büyük ölçüde PKK hegemonyası altında ezildikleri için, inandırıcılıkları çok zayıfladı. Var olan imkan yine Ak Parti’de. Ak Parti’yi zorlamak, Ak Parti’yi değişim konusunda teşvik etmek, onları eleştirmek ve oradan bir netice çıkarmaya çalışmak dışında başka ne yapabiliriz ki. Ben şunu da anlamıyorum; Türkiye battı bitti, her şey battı. E nereye gideceğiz. Sonuçta bu ülkede yaşıyoruz, bu ülkenin siyasi aktörleri dışında başka aktör yok. Yeni siyasi bir aktör çıkacak ihtimali olacaksa onu
destekleyelim. Bence her şeye rağmen Ak Parti’ye siyasal aktörler içerisinde değişme ihtimali en yüksek parti, her şeye rağmen.

Hükümet Türkiye’deki değişim sürecini adil ve doğru bir şekilde kullanıyor mu?

Kullanmıyor. Eleştiriyoruz zaten. Halen bir sürü yanlış yapıyorlar. Ama sonuç olarak değiştiremeyeceğimiz güç onlar. Şuan seçim yapılsa anketlerde gözüken sonuç %54 civarında oyu gözüküyor. Toplum hala Ak Parti’nin bir şeyler yapabileceği düşüncesini değiştirmiş değil. O zaman toplumun bu görüşünü dikkate almak ve bu toplumun görüşünden yola çıkarak Ak Parti’yi değişime zorlamaktan başka çare yok. CHP’yi de değişime zorlayalım. O da değişsin, demokratik muhalefet yapsın. Yapacağımız tek şey Ak Parti’yi kanunları değiştir, yasaları demokrasiye uygun hale getir, zamanaşımı konusunda insanlık suçu şartını getir demeye devam edeceğiz. Kahrolsun Ak Parti, her şey mahvoldu, her şey bitti psikolojisine girdiğin zaman değiştirme ve eleştirme şansını da kaybediyorsun. Siyasi imkanların hepsini değiştireceğiz.

Toplum olarak demokrasinin ne olduğunu biliyor muyuz?

Siz topluma iyi bir seçenek sundunuz da toplum kabul etmedi mi? Şuan ülkedeki siyasi aktörler açısından bakalım; CHP daha iyi bir aktördü de halk onu anlamadığı için tercih etmedi ve seçmedi diyebilir miyiz? Deniz Baykal’ın CHP’sine, Önder Sav’ın CHP’sine niye oy verilmedi ne kadar demokratik bir partiydi diyebilecek bir halimiz var mı?

Her şeye rağmen son 10 yılda Türkiye’de bazı değişiklikler olduysa, ekonomik olarak bazı iyileştirmeler olduysa Ak Parti önderliğinde oldu. O zaman halkta ona bakıyor, diyor ki bu değişiklikleri bunlar yaptılar. Benim hayatımı düzeltmek açısından var olanın en iyisi diye düşünüyorlar. Sağlık sigortası çıkardı, asgari ücret yükseltildi. Küçük küçük ama insanın hayatında çok önemli sonuçları olan değişiklikler oldu. Halk buna bakıyor. Neye bakacak başka. Önümüzdeki siyasi ihtimal içinde daha iyi bir ihtimal var da halk kötü olanı mı tercih etti? Halk avanak mı diyoruz? Hayır, halk son derece pragmatik, son derece gerçekçi. CHP bugün daha iyi bir ekonomik düzen, iyi bir gelecek ve demokrasi, daha iyi bir refah getirecek bir pozisyona gelmiş olsa ve halk onu desteklemez olursa, o zaman deriz ki bu halk avanak. Sokaktaki insanlar biz sağlık sigortası elde ettik, hastaneden ilaç alıyoruz, doktor bize bakıyor, asgari ücretimiz eskiden 200 liraydı şimdi oldu 800 lira diyorlar. İnsanlar bunlara bakıyor, Ahmet ya da Nedim değil, günlük hayatı ilgilendiriyor.

Egemen Bağış’ın tutuklu gazeteciler hakkında söylediği “tecavüzcü, hırsız” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rezalet. İnandırıcı değil ki. Bunu söyledi diye Avrupa’dakiler kalkıp da “vay ben Türkiye’de ki gazeteciler tecavüzcüymüş, onun için bir şey yapmayalım” mı dediler. Tam tersine güldüler. İkincisi Avrupa Birliği Türkiye’nin basın özgürlüğü ve insan hakları konusunda yaptığı hataları eleştirmeye ve tavır almaya devam ediyor. Bu kendini komik duruma düşürmekten başka bir sonuç vermiyor. Kim inanacak onun söylediği lafa. Avrupalılar avanak mı? Avrupa Birliği’nin çok toplantısına katıldım. “Türk politikacıları bizi avanak zannediyorlar. Her türlü belge ve bilgi bizim önümüze geliyor, gerçeklere aykırı açıklamalar yapmaları komik geliyor” diyorlar. Bu bizim hatamızdır, bunu düzeltmeliyiz deseydi Egemen Bağış daha inandırıcı olacaktı. Gülünç duruma düşmekten başka bir sonucu olmadı.

Kürt açılımı ve referandum sürecine baktığımız zaman AKP’de daha sert bir hava var...

Şimdi bir yerde tıkandı. Seçimlerin hemen ardından gelen süreç içerisinde Kürt meselesinde ciddi bir tıkanma yaşandı. KCK tutuklamaları arttı, PKK ile yürütülen diyalog belli ki kesildi. Öcalan tecride alındı. Başka bir politik değişikliğe gidildi. Biz başından beri böyle bir yerden çözüme gidemezsiniz diye eleştirdik. Onu uyguladılar bir dönem. Şimdi o uygulamada bir kırılma yaşanıyor. MİT-PKK kırılması, MİT müsteşarı ile ilgili soruşturma açılması sürecinden itibaren bir yeni değişiklik hissindeyim ben. Siyasette bir değişikliğe doğru gidileceği hissediliyor. Bu meseleyi çözmek için Kürtlerle oturup eninde sonunda konuşacaklar. Daha fazla insan kaybı olmadan çözülmesini istiyoruz. Biran önce PKK’nın dağdan inmesi ile ilgili görüşmeleri sürdür. PKK’nın da ne yapmak istediğini anlayamadığımız zamanlar yaşandı. Silvan meselesi mesela. Seçim bitmiş, görüşme tartışması yapılırken kalkıp birkaç tane sivil devlet görevlisini kaçırdılar. Sonra devlete diyorsun ki “gel operasyon yap”. O da gidip Silvan’a operasyon yapmaya kalkıyor, 12 tane askeri öldürüyorsun. Onunla kalmıyorsun yirmi tane karakola saldırıp elli tane askeri öldürüyorsun. Ondan sonrada diyorsun ki devlet benimle pazarlık yapsın. PKK tarafından baktığın zamanda işi tırmandıran bir süreç var. PKK’nın da yaptığını eleştirmek lazım. Orada da hükümeti çatışmaya zorlayan bir süreç yaşandı.

Hrat Dink davası kararına ve Uludere’ye baktığımızda suç kimde, yargı sisteminde mi?

Yargıdan çok, siyasi iradenin de kabahati var. Hrant Dink davasında, hükümet kendi bürokratlarını koruma endişesi içinde hareket etti. Cinayetin esas katillerinin gizlenmesine yol açtı. Bir cinayet odağı var ve bence bu ordu merkezli bir odak. Bunlar cinayetin planlayıcısı. Devlet bürokrasisi ise bu cinayeti görüp, bildiği halde seyirci kaldı. Seyirci kalanların koruma içgüdüsü içerisinde hareket eden hükümet, sonunda cinayet odağının da kendini korumasına yardım etmiş oldu. Hrant Dink davasında tablo budur. Kendi bürokratlarını feda etseydi, merkeze varılabilecekti. İstanbul Emniyet Müdürü, İstanbul Valisi, istanbul’daki İstihbarat Şefi, Trabzon’daki Emniyet Müdürü bunların hepsi cinayetten haberdar. Hükümet kendi adamlarını koruyacağım derken, kimse bunlardan hesap sormadı. Bunlarda hesap soramayan hükümet, cinayeti örgütleyen odağın üzerine de gidemedi. Mesela Trabzon Jandarma Komutanı basit bir ihmal yerine, cinayete ortaklıktan yargılansaydı. O zaman ben bildirdim diyecekti. 20-30 sene ağırlaştırılmış müebbet cezası ile yüz yüze geldiğin zaman daha ciddi davranmaya başlarsın mahkemede. Jandarma Komutanı bu cinayete dolaylı ortaklıktan yargılansaydı, ondan yargılanması mümkündü, o zaman diyecekti ki ben bildirdim bunları. Hrant ile ilgili cinayet istihbaratı gelecekte, Jandarma Komutanı bunu bir üst kademeye bildirmemesi mümkün mü? Bildirdi. Baktı ki herkes birbirini kolluyor ve iki seneyi de iki aylık ceza ile kurtaracak, sesini çıkarmadan benim günahım yoktur diyerek geçiştirdi.

Medya ve Hrant’ın ailesi ile arkadaşları uğraştı…

Hiçbir zaman devlet bir şeyleri ortaya çıkarmaz. İlk başta Ogün Samast’ın yakalanmasında hükümetin biraz gayreti var. Çünkü orada çok büyük bir toplumsal basınç oluştu. O basınç sonunda Ogün Samast yakalandı. Aslında arkası devam etseydi onun yakalanması çok önemli bir başlangıçtı.

Peki Uludere?


Orada belli ki hükümetin ciddi bir hatası var. Orada ne olduğunu hala daha açıklayamayan bir siyasi irade var. Ben şöyle düşünüyorum, Genel Kurmay böyle bir operasyon yapacaklarını büyük ihtimalle hükümete bildirdi. Hükümette buna onay verdi. Benim yorumum bu.

Sivillerin orada olduğunu bile bile onay verildi yani…

Ondan çok emin değilim. Bence şöyle oldu; “içinde Bahoz Erdal’ın da olduğu bir PKK’lı bir grup geliyor” denildi. Hükümette doğru dürüst araştırmadan “vurun” emrini verdi.öyle olduğunu tahmin ediyorum. Vurun demenin hesabını veremiyorlar şimdi. Daha ciddi araştırmalar yapıp, oradaki yerel askere sorsalar bunların PKK’lı olmadığı anlaşılacaktı belki de. Rezalet.

Referandum’dan bugüne kadar olan sürece baktığımızda Türkiye’de yaşanan gelişmeleri değerlendirecek olursak; Dink Davası, KCK tutuklamaları ve diğer tutuklamalar gibi, “Evet” diyenler açısından bir hayal kırıklığı var mıdır?

“Evet” ve “Hayır” tartışmasını bence muhalefet çok yanlış kurdu. CHP, Hayır’ı Ak Parti’ye güven ve güvensizlik üzerine kurdu ve çok yanlış yaptı. Bu bir demokratikleşme paketiydi. Demokratikleşme paketinin Ak Parti’ye onay haline dönüştürülmesi son derece yanlıştı. Bence o yanlış hala daha sürdürülüyor. Siz Ak Parti’ye onay verdiniz, bütün kötülüklerden siz sorumlusunuz gibi bir bakış açısı oluştu. Ben Ak Parti’ye hiç onay filan vermedim. Anayasada değiştirilmek istenen yerlerin demokratik değişiklikler olduğunu ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun olduğunun kanaatindeyim. 12 Eylül yargılamaları o değişiklik sayesinde değişmeye, açılmaya başladı. Niye pişman olayım. Ak Parti çok güzel şeyler yapacak diye oy vermedim ben. Benim önüme Anayasa değişikliği ile ilgili 27 maddelik değişim taslağı geldi. O değişim taslağının esasının çok iyi olduğunu düşünüyorum. Tersini düşünen varsa gelsin, tartışalım. Ak Parti birisini tutukladı, sen niye “Evet” dedin diyorlar. Ne alakası var. Ak Parti’nin referandum öncesi yaptıklarını da eleştiriyorduk, şimdi de eleştiriyoruz. Anayasa değişikliği ile ne alakası var, anayasa değişikliği son derece yararlı değişiklikler. Sizi yönetecek kurumu 60 yargıç yerine, 13 bin tane yargıç ve savcı seçsin diyorum bunun yanlış bir tarafı var mı?

Faili meçhul cinayetler nasıl çözülecek?

Bunlar öyle çok kolay işler değil. Çok derin bir devlet işi var işin içinde. Tarih içinde bunlar ortaya belki çıkar ama kısa vadede kolay aydınlatılabilecek şeyler olduğuna inanan biri değilim. Kozmik Oda’ya gireceksiniz. Özel Harp Dairesi’ne yani Seferberlik Tetkik Kurulu denen bir kurum var ve hiçbir zaman hesap sorulamamış. O kurumu hesaba çekeceksiniz. Bütün o defterleri gözden geçireceksiniz. Bütün bunları bulacaksınız orada. Bu da Türk devletinin yeniden yapılanması ve şekillendirilmesi anlamına geliyor. Bu yapabilecek kadar kuvvetli birikim ve irademiz yok.

Tarihimiz ile yüzleşirken bunlarla da yüzleşmemiz lazım…

1915’ten başlıyor bu. Mesela, 1915 gelince İttihatçı karşıtı olduğunu söyleyen Ak Parti bir anda İttihatçı oldu. İttihatçıları savunuyor. Ama bir yandan da “Siz İttihatçılar” diye de konuşuyorlar. Kolay değil yani. Çok ciddi bir kültürel, toplumsal ve siyasi değişimin olması gerekiyor. Bunun için ciddi bir birikime ihtiyaç var. Ak Parti’ye bunları söylüyoruz da, Halk Partililer daha mı iyi? 1915 konusunda tam bir ittifak halindeler. Mesela, Fransa’nın kararına karşı ne oldu, meclis ittifak halinde tavır aldı.

ReKLaMLaRıMıZ
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !